8 Şubat 2015 Pazar
düş-mek-ler
yürüyordum, sanıyorum gecenin insanı az saatleri bir perşembe. yürümek ancak insanı az bir zamanda olmalı zaten, nereye gittiğimin pek bir önemi olmuyor o zaman. oysa insanlar alışveriş için sokaktalar, yemek yemek için sokaktalar, tiksinç sevgililer el ele tutuşmak için sokaktalar, sarışınlar memelerini göstermek için sokaktalar. bu sarışınlar saçları sarı olanlardan değil elbet. keşke son cümlemi yazmam gerekmeyecek kadar beni bilseydiniz, beni bilmeniz beni ne çok korkutur ve ne derin bir nefes aldırır bana. kısa cümlelerle anlatabilmek kendimi, bu yazıları yazmak zorunda kalmamak, kafamı bir klozete sokmak fikri aklıma düşmezdi belki hiç beni bilseydiniz. insan bilinmek ister çünkü, hem alemlerin rabbi değil midir ''sizi beni bilin diye yarattım'' diyen. o mudur sahi bunu söyleyen? benimki daha masum bir istek değil mi bunun yanında, eğer öyleyse iyi; eğer öyle değilse de hiç fena değil. bir şeylerden bahsederken konu bütünlüğü kurma zorunluluğu bana hep komik gelmiştir, ben birinden bir fincan kahve isterken dahi zihnimden binlerce şey geçiyor. nasıl olur da aynı şeyden bahsedebilirim ard arda onlarca cümle? bir arkadaşım yazarlık eğitimi alıyor, saçmalık tabii ki. bundan bahsetmek bile istemiyorum. yürüyordum en son ben, perşembeydi hem. perşembeler uğursuzdur. diğer günlerden bir parça daha fazla. pazardan bile uğursuz olabilir perşembeler. tüm bu uğursuzluğa rağmen kusursuz bir şekilde yürüyüşüme devam ettim. topuklu ayakkabılarım vardı ayaklarımda, çıkarttım. bir kilometre önce yapmalıydım bunu. çantamdan uzun süngerboblu çoraplarımı çıkardım ve giydim. güvende hissetmeye yakındım. kimse yoktu ortalıkta. bir köşeye oturdum, bir köpek hatırlıyorum yanıma yaklaşan. beni tanımış olmalı, çantamdan çıkardığım yiyecekleri paylaştım onunla. yiyecekleri bitirdikten sonra yanıma daha da yaklaştı, eğer iki ayağı olsa giderdi. yiyecekleri almıştı çünkü ve daha fazla yiyeceğim olmadığından emindi. yine de gitmedi. gülümsedim. biraz oturduk, kalkıp ters yöne doğru yürümeye devam ettim. evime vardığımda köpek hala yanımdaydı, onu öptüm. eğer kendime ait bir yatağım olsa onunla paylaşırdım, oysa kendime ait olan pek bir şeyim yok. tırnaklarımın uzunluğuna bile annem karar verir. onu eve almadım ama öptüm, beni anladığını biliyorum. yorganın altından çıktım ve pencereden dışarı baktım, keşke yürümüş olsaydım sahiden. ne güzel olurdu bu kasvetli gecede.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder