13 Ocak 2017 Cuma

düşünürken uyuyakalamiyorum. onunla konuşmak dünyayla yüzleşmek gibi. dudaklarında parmaklarımı gezdirdigim günler çok da uzak degil oysa, cicekerini kendi küçük kavanozunda saklıyor, dışını siyaha boyadığı kavanozunda. bir kez bana göstermişti çiçeklerini, kokusunu unutamıyorum ben o günden beri.

28 Aralık 2016 Çarşamba

işte küçük ayak parmakları
işte boyna düşmüş incecik saçlar
bak burada
kolundaki sarı tüyler


seni biliyorum


uykundaki korkunu anlıyorum
ve öfkenin
kalbimi morartığı anları


beni biliyorsun


biliyor musun?

15 Ekim 2016 Cumartesi

inanmak istiyoruzdur belki hem hassas hem orospu çocuğu olduğumuza, çünkü ancak bu kendimize verdiğimiz hesapta lehimize işliyor kendimizce. elindeki kahve fincanı, dudagındaki dudak izleri, markalı arabanın anahtarı, anneni her gecen gün biraz daha az özlemek -et vice versa- ,ayaklarını da sevdiğin birini bulmak, starbucks'ta sıra beklerken girdigim stres, bu eğrelti ruhlarımızı bizden de eğrelti çükler ve memeler ile köreltmek, turgut okuyup dinlenip elimize telefonu alıp bir kez daha körelmek; bu sonlu- sonsuz varlıkta çüke sürecek dahi aklımızın olmayışı ne güzel, squat yapmak, ruj sürmek, üniversite bitirmek, barcelona'ya gitmek, tüysüz beyaz kızlar ne güzel. sanat filmlerindeki adam kıçı, #evrensel #baris #ve #kardeslik ne güzel, modern insanın çilesi, "evlenmeden olmaz", gül kokulu kur'an ne güzel. tüm bunların teğet dahi geçemeyişinin naçar hali ne güzel. anlamak bagdasmiyor yaşamla, bu daha mı acı bilmiyorum, acının dahası olur mu bilmiyorum. aslına bakarsan cevabı biliyorduk, ama unuttuk, unutmak istedik - fakat bizler koşmak istiyorduk, çimlere çıplak ayaklarimızı sürtecek kadar cesur olmak-  biz sadece kendini hassas olduğuna inandırmak isteyen çocuklarıyız büyük ihtimalle. unutma, duvarları yıkmak istiyoruz, yeni duvarlar yapmak için.

19 Ağustos 2015 Çarşamba

kendimizden bahsetmeyelim. ölmek için çok geç kaldık. babalar kızlarını becerirken durup öylece baktık, öğretmenler kirli zihinlerini zihnimizle harmanlarken soru sormak zor geldi. para üstünü istemeye utanan biz değil miydik, kanımızı başkasının üstüne silmeyi kimden öğrendik? utanıyorum ben. utanıyorum çok. utanmazlığımızdan utanıyorum. lakin gelmiyor elimden bir şey, bir kenarda yeşil elmamı dişliyorum. uzayan tırnağı kökünden kesmek var aklımda. yine de kızgın değilim sizlere. bir tek kendime.

8 Şubat 2015 Pazar

düş-mek-ler

yürüyordum, sanıyorum gecenin insanı az saatleri bir perşembe. yürümek ancak insanı az bir zamanda olmalı zaten, nereye gittiğimin pek bir önemi olmuyor o zaman. oysa insanlar alışveriş için sokaktalar, yemek yemek için sokaktalar, tiksinç sevgililer el ele tutuşmak için sokaktalar, sarışınlar memelerini göstermek için sokaktalar. bu sarışınlar saçları sarı olanlardan değil elbet. keşke son cümlemi yazmam gerekmeyecek kadar beni bilseydiniz, beni bilmeniz beni ne çok korkutur ve ne derin bir nefes aldırır bana. kısa cümlelerle anlatabilmek kendimi, bu yazıları yazmak zorunda kalmamak, kafamı bir klozete sokmak fikri aklıma düşmezdi belki hiç beni bilseydiniz. insan bilinmek ister çünkü, hem alemlerin rabbi değil midir ''sizi beni bilin diye yarattım'' diyen. o mudur sahi bunu söyleyen? benimki daha masum bir istek değil mi bunun yanında, eğer öyleyse iyi; eğer öyle değilse de hiç fena değil. bir şeylerden bahsederken konu bütünlüğü kurma zorunluluğu bana hep komik gelmiştir, ben birinden bir fincan kahve isterken dahi zihnimden binlerce şey geçiyor. nasıl olur da aynı şeyden bahsedebilirim ard arda onlarca cümle? bir arkadaşım yazarlık eğitimi alıyor, saçmalık tabii ki. bundan bahsetmek bile istemiyorum. yürüyordum en son ben, perşembeydi hem. perşembeler uğursuzdur. diğer günlerden bir parça daha fazla. pazardan bile uğursuz olabilir perşembeler. tüm bu uğursuzluğa rağmen kusursuz bir şekilde yürüyüşüme devam ettim. topuklu ayakkabılarım vardı ayaklarımda, çıkarttım. bir kilometre önce yapmalıydım bunu. çantamdan uzun süngerboblu çoraplarımı çıkardım ve giydim. güvende hissetmeye yakındım. kimse yoktu ortalıkta. bir köşeye oturdum, bir köpek hatırlıyorum yanıma yaklaşan. beni tanımış olmalı, çantamdan çıkardığım yiyecekleri paylaştım onunla. yiyecekleri bitirdikten sonra yanıma daha da yaklaştı, eğer iki ayağı olsa giderdi. yiyecekleri almıştı çünkü ve daha fazla yiyeceğim olmadığından emindi. yine de gitmedi. gülümsedim. biraz oturduk, kalkıp ters yöne doğru yürümeye devam ettim. evime vardığımda köpek hala yanımdaydı, onu öptüm. eğer kendime ait bir yatağım olsa onunla paylaşırdım, oysa kendime ait olan pek bir şeyim yok. tırnaklarımın uzunluğuna bile annem karar verir. onu eve almadım ama öptüm, beni anladığını biliyorum. yorganın altından çıktım ve pencereden dışarı baktım, keşke yürümüş olsaydım sahiden. ne güzel olurdu bu kasvetli gecede.

13 Aralık 2014 Cumartesi

Bazı kadınların saçları simsiyahtır,
bakarsın kısacıktır enselerinde
bu ellerinle ilgili bir şey.
Bazı kadınların topuk sesleri sokaklarda yankılanır,
Masanın üzerinde durur namusları
Bu kokunla ilgili bir şey.
Kaldırıp kafanı gördüğün şey çoğu zaman gökyüzü değildir,
Deniz görmeden ölür bazı insanlar
Bu gözlerinle ilgili bir şey.
Bazı bebekler yürümeyi geç öğrenir,
Gitmeyi erken,
Bu ayaklarınla ilgili bir şey.
Bazıları siyahtır ve bazıları beyaz,
En kötüsü kimileri gri.
Bu nefesinle ilgili bir şey.
Uzanıp semaya tutabilecekken bulutları,
Kimisinin kolları kısa gelir, kimisinin düşleri
Bu saçlarınla ilgili bir şey.
Bazılarının annesi ölmüştür,
Bazılarının kendisi,
Bu boynunla ilgili bir şey.
Bazı tırtıllar hayata küskündür,
Bazı kelebekler kadere,
Bu parmak uçlarınla ilgili bir şey.
Lacivertin tonları işler yağmura,
Gökyüzüne küser kimi bulutlar
Bu kirpiklerinle ilgili bir şey.
Kimi kadınlar kanatıncaya dek öper gerdanını
Kimileri sana hüzünlü şiirler yazar,
Hem bilirsin bazı şiirler hüzünlüdür, bazıları çok daha hüzünlü
Bu gidişinle ilgili bir şey

25 Kasım 2014 Salı

kısmi felç/ sancı

bir
sokakta
 oturmuş
 sonsuz kere
reddediyordum.
bunun
bir anlamının
 olmadığını
 bildiğim halde
sonsuz kere
reddettim
 dünyayı.
geçmesini bekledim
 müdahale etmeden,
 bir filmi
 izler gibi
izledim.
filmi
yarıda kesip
 gitmedim
 çünkü
hissettiğimden
 daha çok
insandım.
 sokağa oturdum,
ölü
 bebeğini
 emzirmeye
çalışan
 bir anne gibi
kıvrandım.
sonsuz
 kere.